Time doesn't pass, we pass. -- Jack Taylor
what shapes us?
What lies behind us and what lies before us are tiny matters compared to what lies within us. Ralph Waldo Emerson
ses çıkar(ma)
“ben sesimi çıkarmadım çünkü son aylarda yaşadıklarım, bana bir şeyi aklımdan hiç çıkmayan bir hayat dersi olarak öğretmişti: ne yaparsan yap, ama adalıların rüyalarını çalmaya kalkma. bir umuda bağlanmak isteyen komşularına bunun yalan olduğunu söyleme, kimseyi gerçekçi olmaya çağırma. çünkü bunalan insanların, yalan bile olsa bir umuda sığınma ihtiyaçları, gerçeği söyleyenlerden nefret etmesine yol açıyor. aradan bir süre geçip haklı çıksan bile bir şey ifade etmiyor bu. çünkü o zamana kadar başlangıçtaki koşulları unutmuş oluyorlar.”
—
zülfü livaneli - son ada
doğru ölümler
“ÖLÜ NEZVAL'LE SOHBET
...
Dünya bu...Doğrusu zaten
hayatı seven, akıllı,
iyi yürekli ölüler,
ne kırk bir günlük yas ister,
ne "Benden sonra tufan!" der.
Faydalı bir şeyler, bir söz,
bir ağaç, bir gülümseme
bırakarak çekip gider
ve dirilerle bölüşmez
kabrinin karanlığını
ve kendi başına taşır
ağırlığını taşının.
Ve dirilerden hiçbir şey
istemedikleri için
ölmemiş gibi olurlar...
...”
nazım hikmet - 20 nisan 958, pırağ
her gün
People are peculiar creatures. All their actions are driven by desire, their characters forged by pain. As much as they might try to suppress the pain, to repress desire they cannot liberate themselves from eternal servitude to their feelings. As long as the storm rages within them, they cant find peace, Not in life not in death. And so, day after day they will do all that must be done. Pain is their ship. Desire, their compass.
İnsanlar tuhaf yaratıklardır. Tamamen arzuyla hareket edenler ve kişiliklerini çektikleri acıyla şekillendirenler. Acılarını bastırmak isteseler de, arzularını susturmak isteseler de kendilerini sonsuza dek duygularının esiri olmaktan kırtaramazlar. İçlerindeki fırtına koptukça huzuru bulamazlar. Yaşarken de öldükten sonra da. Bu yüzden günlerini, gerekeni yapmakla geçirirler. Acılarıyla yol alıp arzularıyla yönlerini bulurlar. İnsanoğlunun elinden bu kadarı gelir.
--
Adam (Dark, Netflix)
waterfall
"A waterfall is just an accumulation of drops: the reward of repetition."
--
Art as Therapy by Alain de Botton and John Armstrong
pushin a plow or dancing with life
Over there, I was a liberator. People lined up in the streets waiting for us. Throwing flowers and cheering. And here I'm just another nigger pushing a plow. - ronsel jackson
...
That was then this is now. I guess I'm right where I should be.
--
Mudbound (2017)
tanrı üzerine
eksik bir şey kalırsa, kendine değil başkasına güvenirsin, dışındaki bir varlığa yönelirsin, tanrıya örneğin. tanrıya inanmak istiyorsan inan. buna kimse karışamaz, kimsenin diyeceği bir şey olamaz. ama şunu unutma, bir eksiklikten doğan tanrı fikri daha baştan sakat bir fikirdir. eksiklikten değil; bütünlükten, tamlıktan doğmalıdır tanrı fikri. bardak dolsun diye değildir tanrı, bardak taşarsa tanrıya ulaşırız.
un-importance
can't help thinking how unimportant we are in this so-called small world of ours,
maybe there is a reason for our existance?
ankara
bir şeyi var bu şehrin kışın,
çeken.
belki yabancılığından,
belki soğukluğundan,
belki yalnızlığından.
ama izmir...
"Ama İzmir... İzmir'de hayat beklenmez, kovalanmaz da. O zaten sizinle beraberdir. Ufkun ötesini muştulayan bir deniz vardır. Mutlulukla dolu, sakin bir sevişmenin tadındadır körfez. Körfez vapurlarının sakin gidişinde hırslarınız yok olur, kovalamayı bırakırsınız, hatta martılara gevrek atacak kadar iyilikle dolarsınız. Ne varsa bu şehirde, bayatlamış vapur çayı bile nektar olur. Hafta sonları denize doğru bir göç başlar. "Ey hayat, biz Çeşme'ye gidiyoruz sen de arkadan gel" der. İzmirliler muzipçe. Ve ne gariptir ki hayat, uslu bir çocuk gibi onların peşinden gider. ''
--
the big kebab
izmir,
the love, everything...
istanbul,
ahh,
you are naughty, you are...
the sexiest and prettiest bitch.
"cold" play
And the hardest part
Was letting go, not taking part
--
külkedisi'nden dersler..
Aşık olmadan evlenmek!
Zalim bir kader!
ada'dan izlenimler
Akşam ne güzeldir bizim iskelede
Balık çıkmadığı, lodos esmediği gün
Midyenin zehirlisinden korkmayanlar için
--
love
Seligman: Love is blind.
Joe: No, no, no, it's worse. Love distort things. Or even worse, love is something you've never asked for.
--
Çağrışımlar
Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi..
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi..
Gecikmiş bir gizlemi,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı..
Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi..
Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mı..
Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşadınız mı..
Yalanı sürmeye sürmeye,
Yanlışı görmeye görmeye
Saklandınız mı..
Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı..
Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı..
--
yüksek umutlar
"...En önemli kavramları erken bir yaşta yakalamasına rağmen bunları görecek görüşler geliştirmemesi ne garip! Hepimiz gibi o da 'umut vaat eden bir delikanlı' imiş, ama vaat edilen umudun gerçek anlamını hiç anlayamamış. Asıl görevinin doğayı kusursuzlaştırmak; kendisinin, kültürünün, ailesinin, şehvetinin, kaba hayvansı doğasının üzerine çıkabilmek olduğunu, kim ise, ne ise o olması gerektiğini anlamamış. Büyüyememiş, üzerindeki deriyi çıkartıp atamamış: Umut vaat etmeyi yanlış anlayıp maddi ve mesleki hedeflere saplanıp kalmış. Daha içindeki 'Kendin ol' sesini bastırmadan bu hedeflere ulaştığında ise ümitsizliğe düşmüş ve kendisine bir oyun oynandığını düşünmeye başlamış."
--
