hey joe

biliyorsun sen bunu
en son duyulan ayak sesi ve üzerine kapanan demir kapı
çıkıyor musun bu sefer, yeniden mi giriyorsun içeri
anlaşılmıyor şarkıdan
anlaşılmıyor joe
gençliğimizin polisiye günleri
kendi romanlarımız içinde uydurduğumuz adlar
sanki o romanlar sahi de yaşadıklarımız yalan
unuttuğum adların gece parklarında kaç kez aldattım seni
ben ihanetle öğrendim sadakati
kaç kez korkunun gözleriyle bakıştım bıçağının yüzünde
artık kimse öldüremez beni
çok zaman geçti herşeyin, herkesin üstünden
hayat ödünç tenha uzak biz birbirimizin şarkılarının mirasıyız joe
şimdi kaç kişi kaldık
göğe bakma durağında el ele tutuştuğumuz gençlikten
ben yine de bir yola çağırıyorum seni
ister inanç de buna ister çaresizlikten
dudaklarımı kanatırdı ıslığın
hiç unutmadım hiç unutmadım
ne zaman karanlığa düşsem senin ıslığını çalarım
ben seni en çok dizlerin titrerken sevdim joe
çık saklandığın yerden joe
nerdeysen çık, ölmek değilse bu, bak kayboluyorum
yoruldum seni beklerken vakit geçirdiğim dublörlerinden
sana yazdığım
hikayeyi yanlış okuyorlar her seferinde
ah şimdi joe burda olsaydı diyorum
joe şimdi burda olacaktı ki diyorum
bazen sarhoşken kalabalığın içinde yüksek sesle söylüyorum adını
ya da birinin kollarındayken, bazen pencereyi açıp sokaktan
geçiyormuşsun gibi ardından sesleniyorum, hep başkaları bakıyor
yukarıya. ben gülümseyerek, gitti, diyorum, yakalayamadım, gitti.
sahi gittin mi joe? yoksa hiç mi olmadın?
çık ortaya saklandığın yerden
yoruldum, azaldım beklemekten
bazen düşünüyorum da
var mıydın sahiden, yoksa bir şarkının anısı mı uydurdu seni
hiç bir şey benzemiyor değil mi, şimdi geçmişten daha çok bizim olan
gençliğimize
bilmem ki, karşılaşsak bile birbirimizi hatırlayabilir miyiz yeniden
ikimiz de artık bir başkasıyken
gene de sen bilirsin joe, sen bilirsin
öyle iyiydik, bir düşün istersen
--

murathan mungan

ne kadar yaralı bir şiirmiş oysa...

be that man

you can love me less, 
ohhhhh 
you can love me more, 
tomorrow 
it's a lady's choice, baby 
ohhh, ohhh, ohh, you can, 
but i'll always be that man

--
goran bregovic - be that man

sarsılmaz yalnızlık

Eğer hiç sarsılmayacak bir yalnızlığımız varsa
O bizi birbirimize doğru iten bir Pazar
Sevişmeler taş devrinden kalmaysa
Utansın mı tarihten önceki zamanlar
--

afşar timuçin

her şey bi çelişki

There are times, you somehow find the meaning on the road.


Bi de bu var tabi:

Roads? Where we're going, we don't need roads.
--
bu neyin kafası

vapur günlükleri

Çayı bitip de "bu da benim size ikramım olsun" diyen seyyar iskele çaycım,


Teşekkür edince, "güle güle git yavrum" diyip vapura uğurlayan maviş gözlü mendilci teyzem,

Vapurda ağlayan sevgililerin arkasında "stand by me" çalan gitarcı çocuklar,

Rahat geçsin diye arkasındakiler, kapıyı tutan İstanbullular;

Selam olsun size...


sisifos dallaması

insan eti ağırdır

saldırdım hayata orta siklette dövüşüyorum

karınca ezilse ağlıyorsun, çiçek açsa dünyalar senin oluyor

--
Tamam Mıyız? filminden...

lady dragon shoes

everything is so unnecessarily untold and unfelt
i'm gonna be sleeping at last.
--

500 Miles, No Strings Attached

gezi parkı in winter

--
good thing that it is still there, right?



 
^

Powered by Bloggerblogger addicted por UsuárioCompulsivo
original Washed Denim por Darren Delaye
Creative Commons License